Türklerin ise dört ayrı semtte insan veya hayvan gücüyle çalışan çok sayıda su değirmenleri vardı. Bunların son örneklerinden biri olan Aksu yakınlarındaki Güllüce Değirmeni 1950’ li yılların ortalarına kadar işlevini sürdürmüştür. Ayrıca marangoz, demirci, nalbant, kunduracı, mimar, terzi, mutaf(keçe dokuyucu), mücellit (ciltçi) vs. gibi yeterince esnaf bulunmaktaydı. Bunlardan semerci, mutaf, mücellit, demirci gibi işyerleri Türklerin, diğerleri ise gayrimüslimlerin kont rolündeydi. İlçenin ticaret merkezi ise 'Pamuk Hanı' idi. Etrafında elliye yakın dükkanı bulunan bu hanın, Çiftehanlar Camii, Karaosmanoğlu Camii ve Bahçıvan Pazarı semtlerine açılan üç ayrı kapısı vardı. Geniş avlusunda başta afyon olmak üzere, palamut, meyan kökü, çeşitli kök boyaları ve diğer ürünlerin, İzmir veya diğer illerden gelen yabancı uyruklu veya Osmanlı vatandaşı tüccarlara satışları gerçekleştirilirdi.
Zahire pazarı da Müftü Hanı’nın kuzeye bakan kapısının karşısındaydı. Bu iki handan başka Kırkağaç’ta bulunan diğer han ve oteller şunlardı: Poyracıklı Hani, Kuyumcunun Hani, şair Eşref Hani, Uşaklının Hani, Sadık Ağa Hani, Ördek Hani, Abacı Hani, Akkaşin Hani, Panani Hani. Ayrıca Ahmet Ağa’ya ait iki tane de otel vardı. Bu hanlardan birkaç tanesi hala işlevlerini sürdürmektedirler. Halkın, birbirleriyle ve yerel yönetimle olan ilişkilerini düzenlemek üzere eşrafın ve imamların da katılımı ile oluşturulan heyetler kurulmuştu. Bu topluluklarla ilgili olarak 19. yy. sonlarındaki kayıtlar da şu isimlere rastlamaktayız:
Yine Osmanlı Dönemi’nde Kırkağaç’ta kamu yönetimi ile ilgili hukuk, sağlık ve diğer sosyal kurumların tam olarak bulunduğu görülür. |





