‘Çam’, Kırkağaç’a Soma yönünde sadece birkaç kilometre uzaklıkta, Oveçli Köyü’niin biraz berisinde bulunan bir koruluktur. Fakat bu üç harfii Sözcüğün Kırkağaç’ta basit bir ormanın ötesinde geleneksel, töresel ve hepsinin ötesinde sosyal anlamı vardır. 0 kadar ki, Çamla ilgili inanç ve uygulamalarda Türkler’in Orta Asya’daki inançlarının, Şamanizm ‘in izlerine bile rastlamak mümkündür.
Çam’ın hangi tarihlere kadar gerilere gittiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, Kırkağaç’ın kuruluşu ile aynı yıllara denk düştüğü akla yakın görünüyor. Zira birçok ulu çam da bu düşünceyi doğrular çap ve büyüklüktedir.
Çam’ın aidiyeti de uzun yıllar ihtilaf konusu olmuştur. Önceleri Soma Belediyesi’ne bağlı olan Çam, yıllarca süren mahkemelerden ve mücadelelerden sonra Kırkağaç Belediyesinin mülkü olarak tescil edilmiştir.
Geçmiş yıllarda kışın soğuk ve yağışlı havası erkekleri kahvelere mahkum ederdi. Kadınların ise o şansları bile yoktu. Hal böyle iken, baharın gelmesiyle Kırkağaç’ta Çam’la ilgili olarak bir coşku doğar. Bu, Mayıs ayının ilk yarısına rastlar. Ama hazırlıkları, konuşmalara konu olması çok önceden başlar. Çam’a ilgi sadece Kırkağaç’la sınırlı olmayıp, çevre kasabalardan, köylerden de hatırı sayılır bir katılım olur. Hatta 60 yıl önce İzrnir’den kalkan ve Avizo adı verilen özel bir tren Çam’a katılacakları Izmir’den taşıyıp getirir, Çam’a yakın uygun bir yerde dururmuş. 0 zamanlar şimdi olmayan Boğazköy Istasyonu sırf bu amaçla açılmış olup, 1 kaldırılmıştır. Bu trenin yolcuları yarım bilet öderlermiş. Gelen misafirler belediye bandosu, belediye reisi, kasabanın ileri gelenleri ve ziyaretçi yakınlarınca karşılanırmış.
Çam’a ulaşım da özellikle at ve öküz arabaları ve faytonlarla sağlanırmış; ama bunu bulamayanlar da yaya gelirlermiş.
Çam Kırkağaç için öncelikle bir ‘sehra’ anlamı taşımaktadır. Kırkağaç için ulaşılması en kolay, nefis bir piknik alanıdır. Özellikle ilkbaharda çamın tadına doyum olmaz. Ilkbahardakj Çam gezilerinde gözleme yapmak gelenekselleşmjştjr
Bu münferit Çam ziyaretlerine ‘Lale Çamı’ denir. Bunun dışın da önceleri yılın belli günlerinde, sonraki yıllarda bir hafta boyunca Çam’a toplu ziyaretler gelenekselleşmiştir. İşte esas ‘Büyük Çam’ budur. Aileler gözüne kestirdikleri dört ağacın arasına önce ipleri çekip, sonra üzerlerine çöpten ve yaygı asarak kendilerine özel bir mekan yaratırlar. Kırkağaç’ın zengin mutfak kültürü burada da hemen kendini gösterir. Çam için özellikle yaprak sarması, et yemeği, karın kumbar, güveç ve höşmerim yapılır. Yani bunlar “olmazsa olmaz” koşullardır. Bunun dışında da meyveden çereze, kahvaltılıktan börek çöreğe her şey hazırlanır. Bütün aile günlerce keyifle yer, içer.
Çok eskiden, Hıdırellez ve Cuma tatillerinde hanımlara ayrı, erkeklere ayrı Çam mesiresi düzenlenirmiş. Erkeklere ait günlerde hanımlar, hanımlara ait günlerde erkekler buraya giremezmiş. Bu, zabıtalarca titizlikle kontrol edilirmiş. Bir ara, hanımlar Sarıkızın mezarının altından geçen yolun üst tarafına, erkekler ise bu sınırın alt tarafına yerleşerek Çam’ın keyfini çıkartmışlar. Cumhuriyet’ ten sonraki yıllarda artık kadınlarla erkekler birlikte gitmeye başlamışlar. Çam’da fotoğraf çektirmek de Çam’ın keyfini tamamlayan bir başka boyuttu. Her evin aile albümünde Çam’ la ilgili görüntülere rastlamak her zaman mümkündür. Daha sonraki yıllarda bu kır gezisi ekonomik boyut kazanmaya başlamıştır. 1950 başlarında hayvan panayırı olması denenmişse de, bu tutmamıştır. Bunun üzerine genel anlamı ile bir panayır uygulaması başlamıştır. Artık çocuklara ve gençlere yönelik eğlenceler, lunapark benzeri donanımlar, çadır tiyatroları, yiyecek içecek satıcıları, seyyar lokantalar, iğne iplikten hediyelik eşya satıcılarına kadar her bir şeyi Çam’da bulmak mümkün olmaktadır. Son yıllarda çok sayıda ticari amaçlı kişi ve kuruluşun ve yabancı ziyaretçinin katılımı ile Çam artık masum bir piknik yeri olmanın dışında kalabalık ve gürültünün hakim olduğu bir sosyal etkinlik görünümü kazanmıştır.
Biz yine Çam’ın otantik ve geleneksel yönüne dönelim. Çam uzun yıllar, evlilik çağına gelmiş kızlarla oğlanların birbirlerini görebilmesi için yılda bir kez gelen bir fırsat anlamı taşımıştır. Genç kızlar bazan günde birkaç kez üzerini değiştirdikten sonra arkadaşlarıyla birlikte Çam’da gezintiye çıkarlardı. Bu nedenle daha sonra evlilikle sonuçlanan birçok girişimin ilk kıvılcımı Çam’da ortaya çıkmıştır.
Mestan Yapıcı, Beydağ (Balyarnbolu-Palaiopolis) adlı kitabında Gencer geleneğini anlatırken, Kırkağaç Çamı’na gönderme yapmakta ve taassubun güçlü olduğu yıllarda bu tür şenliklerin genç kız ve oğlanların birbirlerini görme fırsatı yaratan sosyal etkinlikler olduğundan söz etmektedir.
Eskiden, evin ovaya gitme yaşındaki gençleri, ailelerine “Çama götürmezseniz ovaya gitmeyiz” diye diretirlerdi. 0 bakımdan yılın biricik sosyal etkinliği olan bu şenliğe aile de karşı çıkmazdı. Birçok hanım ‘Çamlık elbiseler’ diktirirdi. Eski dönemde Çam’a al arabalarıyla gidilirdi. Ne hikmetse, hemen her Çam’da yağmur yağardı. Ama ne gam, arabaların üzerleri çöptenlerle, yaygılarla kapatılıp portatif bir sığınak hazırlanır, içine girilirdi. Yani yağmur bile Çam keyfini bozamazdı. Bununla ilgili şöyle bir tekerleme söylenir:
Çam yolları çamur oldu.
Baklavalar hamur oldu.
Buna benzer bir diğer tekerleme de şudur:
Çam yolları çamur oldu
Gözlemeler hamur oldu
Koca karılar gavur oldu
Çadırların yakınındaki bir ağaca salıncak kurulur. Bu salıncaklara binen nişanlı kızlara “‘yolun (nişanlın) kim ?” diye sorulur. Cevap alınmazsa salıncak daha hızlı sallanır. Bu, kızdan cevap gelene kadar sürer giderdi.
Çam’ı sembolize eden konulardan biri de Sarıkız’dır. Sarıkız Çam’daki bir yatırdır. Bir inanca göre Sarı Hoca’nın kardeşidir. Sarıkız’ın Çam’ı koruduğuna inanılır. Buradan çalı, çırpı, hatta bir dal bile götürülse, o akşam Sarıkız o kişinin rüyasına girer ve götürülen o nesnenin yerine iade edilmesini buyurur. Çam’dan kestiği dalı veya topladığı çırpıyı geri götüren çok kişi bilinir. Bu inanç Türklerin doğaya ve ağaca olan saygısının bir ifadesi olsa gerektir. Yine çocuğu olmayan çiftler çamda çadır kurup, gecelerler. Çünkü Sarıkız’ın himmetiyle çocukları olacağına inanırlar. Keza çocuğu olmayan hanımların Sarıkız’ın mezar toprağını eşeleyip, buldukları bir küçük hayvanı yine aynı amaçla yedikleri bilinir. Sarıkız’la ilgili bu inançların kökeninde Türklerin Orta Asya’daki yaşam ve inançlarının izlerini bulmak mümkündür. Örneğin Manas Destanı’nda, karısının kısırlığın dan yakınan Yakup Han şöyle diyor: “Bu çırıçıyı aldık, 14 yıl oldu. Bir çocuk koklayamadım, öpemedim. Bu hatun mezarlı yerleri ziyaret etmiyor, elmalı yerlerde yuvarlanmıyor, kutlu pınarlar, ulu ağaçlar altında gecelemiyor”
Sarıkızın mezarını ziyaret, özellikle hayırlı kısmet bekleyen genç kızlar için adeta bir zarurettir. Tabiatıyla birçok delikanlı da Sarıkız’ı aynı amaçla ziyaret edip dua ederler. Dua eden kızlara daha yakın olabilmek isteyen delikanlıların bazı günler Sarıkız’ı 4-5 kez ziyaret ettikleri de olur. Esasen Anadolu’da birçok yerde Sarıkız adında yatırlar vardır. Ege Bölgesi’ndeki Alevi Türkmenler ve Sünni Yörükler Baba ve Sarıkız yatırlarını ziyaret edip kurban keserler. Aleviler dağlardaki bu türbelerde çalgılar çalar, içki içer, dualar ederler.
Çam’ı ‘Çam’ yapan bir başka özellik de ‘laleleri’dir. Bu çok özel laleye Manisa çevresi ve Ege dışında pek az yerde rastlanır. Bu laleler adeta baharın müjdecisi olarak toprağı yarıp bizlere bir merhaba der. Çam’ın laleleri o herkesin bildiği klasik lalelerden değildir. Örneğin, sıradan lale uygun bir ortamda suni olarak çoğaltılabilir. Nitekim Lale Devri’ndeki meşhur lalelerin soğanlarının daha sonra Hollanda’ya gönderildiği ve orada suni olarak çoğaltıldığı herkesçe bilinen bir söylentidir. Çamın laleleri ise özgürlüğüne son derece düşkün olup, doğal olmayan ortamda yaşatılamaz. Belki toprağıyla, soğanıyla alındığında bir iki hafta yaşatılabilir; hepsi o kadar!


